Cumartesi, Ocak 1

o değil de:

blog arşivimde 2011 başlığı açıldı ya ona sevindim be. :)

meraba blog.

"giriyo muyuz? girdik mii?
girdik miii?
girdik mi yaaa!?"
yeni yıldaki ilk sözcüklerim.
sonra da kaçırdık diye 5ten geri saydık ve kendi yeni yılımıza girdik biz, hiç çaktırmadık, sorun yok.

Pazar, Ekim 3

belki de son defa; allianoi.

hani çok önemli dersinden kaldığında beliren telaş, yok yok değil.
hani söylediğin ufak yalan ortaya çıktığındaki kalp çarpıntısı,
yok bu da değil.
hani çok sevdiğin sevgilin terkettiğinde geçirdiğin ilk yalnız gecenin karın ağrısı.
hayır hayır böyle de değil.
hıh, buldum; hani biri ölürya...
sevdiğin biri ölür ve toprağa gömülmesinin vakti gelmiştir. lakin sen onun yeryüzünden ayrılmasına henüz hazır değilsindir.kalbin sıkışır.
işte öyle hissettim allianoi'yi belki de son kez gördüğümde.
kapısında paslanmış tenekeye yazılmış "girilmez" tabelasıyla, hüzünlü, yalnız...
sanırım bazı seylere 'hayır' dediğimiz için, bize su perisinin ardından el sallamak düşüyor...

merak ederseniz, ki edin; http://www.allianoi.org/

Cuma, Eylül 17

"-bu tarafta düz yer var, gel!"

ruhumuz bazı evrelerden geçerken mantıklı düşünemiyoruz gibime geliyor. örneğin bugün yalnızca bugün, denize gidemeyişim, topuklu ayakkabımın ayağıma dar gelişi ve sevgilimi onun beni arayışından daha fazla arıyor oluşumun sebepleri konusunda dertlenebilme başarısını gösterdim.
oysa buakşam kimileri (onlara bi isim takmak, onları herhangi bi şekilde ayırmak istemiyorum aslında:( ) "düz yer" bulamadıkları için dertleniyordu. sandalyesinin tekerleği, olmayan eli için.. veya dertlendiğini işaret diliyle anlatıyordu. bizim takılmadıklarımıza takılıp düşüyorlardı! sakin sahil kasabasının meydanında düzenlenen eğlencede iyi vakit geçiriyor, gülüyorlardı ama akıllarının bi kenarında hep bu soru mu vardı; "ya dönerken düz yer bulamazsam?"
gecenin sonunda birçoğu düz yer bulup ta rahatça inemedi kaldırımdan.
ve ben düz kafamla düşündüm, kimbilir dün neler için asıyordum yüzümü ve yarın nelere takacağım yine kafamdaki küçük dünyayı.

Salı, Ağustos 24

leke*




Doğum günleri, ölüm günlerine rastladı bazı zamanlar. o zamanlar gelip çattı kaşlarını ama ben ona güldüm. ardından her doğum günümde daha çok düşünür oldum. lunaparktaki dönen salıncaklı oyuncağın bir salıncağı koparsa, tam da dönerken koparsa, oyuncak çalışmaya devam etmez mi?-eder. peki ya kopup savrulan salıncak? kimse onu hatırlamayacaktı. bu yüzden bir mürekkep lekesi, sayfa ardına bulaşmış lacivert biçimsiz nokta, daha değerli olabilir yazdığın yazıdan. sayfayı koparıp atsan da o kalır, hatırlatır. eğer salıncağım koparda savrulursam dedimki lütfen bir festival alanına düşeyim, bir düğün, bir eğlence, bir şenliğin orta yerine. o kalabalık evlerine döndüğünde, bahçeyi sularken gözü daldığında, duşunu alıp uyuduğunda ya da kırmızı ojelerini çıkarmaya uğraşırken ben bir mürekkep lekesi gibi kalayım akıllarında. koyu lacivert bir leke.
evet, ben tüm bunları salıncaklı oyuncakta dönerken düşündüm.
salıncak kopmadı. lunaparkçı da azıcık döndürdü zaten.
babannem öleli 5 yıl oldu. ben 22 yaşıma bastım.
21 yıldır leke olmaya çalışıyorum.


*esrann yazısından küçük bir esinlenme yaşamadım değil:)