Salı, Ağustos 24

leke*




Doğum günleri, ölüm günlerine rastladı bazı zamanlar. o zamanlar gelip çattı kaşlarını ama ben ona güldüm. ardından her doğum günümde daha çok düşünür oldum. lunaparktaki dönen salıncaklı oyuncağın bir salıncağı koparsa, tam da dönerken koparsa, oyuncak çalışmaya devam etmez mi?-eder. peki ya kopup savrulan salıncak? kimse onu hatırlamayacaktı. bu yüzden bir mürekkep lekesi, sayfa ardına bulaşmış lacivert biçimsiz nokta, daha değerli olabilir yazdığın yazıdan. sayfayı koparıp atsan da o kalır, hatırlatır. eğer salıncağım koparda savrulursam dedimki lütfen bir festival alanına düşeyim, bir düğün, bir eğlence, bir şenliğin orta yerine. o kalabalık evlerine döndüğünde, bahçeyi sularken gözü daldığında, duşunu alıp uyuduğunda ya da kırmızı ojelerini çıkarmaya uğraşırken ben bir mürekkep lekesi gibi kalayım akıllarında. koyu lacivert bir leke.
evet, ben tüm bunları salıncaklı oyuncakta dönerken düşündüm.
salıncak kopmadı. lunaparkçı da azıcık döndürdü zaten.
babannem öleli 5 yıl oldu. ben 22 yaşıma bastım.
21 yıldır leke olmaya çalışıyorum.


*esrann yazısından küçük bir esinlenme yaşamadım değil:)

Cuma, Ağustos 20

sonra da bu fotoğrafı gördüm.






geçen gece o karanlıkta ayaklarımı denize soktum ben. serin kumlardan ılık sulara yürüdüm. ılıktı su ve koyu lacivert... karşıda çok uzakta minicik yuvarlak sarı ışıklar.. inanır mısın o anda oracıkta hem de kıyafetlerimle delicesine atlamak istedim suya.
atlamadım tabi çok akıllı bi insanım ya..kalktım eve geldim.sonra da bu fotoğrafı gördüm..

bazen çantanı bile almadan gitmek gide-bilmek lazım..

Çarşamba, Ağustos 18

film karakterleri özgürdür.




özgürlük nedir? 43 derecede, vantilatör pervanesinin yüzüme yakın oluşu mu? çok yorucu bir günün ardından eve varır varmaz, sımsıkı sutyeninden kurtulmak mı? yoksa şu kendi ayaklarının üzerindeki güçlü birey olayı mı? tek başınalık mı özgürlük, çoğunlukta haklı olmak mı?

aile çay bahçesinde okey oynayıp ta bundan keyif alanınız kaç tanedir bilmem ama ben alırım. (tabiki malum sahil kasabasındaki çay bahçelerinden biri olacak.) hatta çekinmem okey partnerlerim olan aile bireylerime izlediğim filmleri anlatırım, hayran olduğum karakterleri.. aile büyüğü, büyük ya hani , "ne tuhaf tipler" diye düşünür bahsettiğim karakterler hakkında.bu tuhaf tipler bakışı beni düşüncelere daldırır. derim ki kendime, oysa özgürdür onlar. film karakterleri özgürdür, Alaska'ya gidebilirler ya da dans kralicesi olabilirler, klozet kapağından uyuşturucu kullanabilirler bu yüzden aşık oluruz onlara. bitiş müziğini duyar duymaz ışıkları açan sinemalara sinir oluruz bu yüzden. orada filmin son yazısı yazana dek o dandik sinema koltuğunda oturmak bizim özgürlüğümüzdür. filmdeki adam Alaska'ya gidiyorsa, en azından gitmeyi hayal etmek bizim özgürlüğümüzdür..

sallanan yelpazeler, kıkırdayarak koşan çocuklar, çeşitli ergen düşünceleri ve 43 derecenin bunaltıcılığı arasında hayal kurabilmek özgürlüktür.hatta bunu yaparken okey atmak bile.

ne olursa olsun ben severim aile çay bahçelerini.. deniz kenarında olacak ama..bu da benim özgürlüğüm değil mi?
ben sahiden de figüranım galiba, özgür hissediyorum az biraz.